Erkeksen Gel !


25 Kasım Dünya Kadına Şiddete Karşı Dayanışma Günü’nde Şişli Belediyesininde katkıllarıyla,bir çok tiyatro oyuncusun katılacağı,Şişli Meydanı’ndan Atatürk Evi Müzesine kadar,sadece erkeklerin yürüyeceği bir dayanışma günü düzenlendi.
Kadına kullanılan şiddet ve beraberinde gelen cinayetlere,erkeklerin hep bir ağızdan dur diyeceği, bu dayanışma örneğinin devamı gelir ve şiddet son bulur umuyorum.

24 views

One thought on “Erkeksen Gel !

  1. 12 Aralık 2011 at 18:18

    ne gelcem yaa!.bi kere, düzenleme komitesinin, katkılarının, direkt ve yan etkililerinin, şu etkinliğin etkin maddelerinin ta kendileri bizzat gizli şiddet uygulayıcısı..kendi karı kız sevgili, artık her ne haltsa; şeylerine hayırları yok ki şu insanlıa abazan şarlatanların, şu kadına şiddeti engelleme konusunda bi katkıları olsun!
    Şu marka şam şeylerinin içlerinde ne acaip şiddet yanlıları var da gerçek yüzlerini hayatta göstermiyolar..şiddetin kralı onlarda da gizliyolar; kedinin şeyini öttüü gibi..daha doorusu, gizlemek zorundalar, çünkü sıktıkça yağı çıkan mübarek zeytin gibi herkesin zeytini olan halkın saf inanışı, gariban teveccühünden bol bol beslenip, bol bol yağlanıp, sonuçta işleri bittiğinde çok bol bulup, sorumsuz mirasyedi gibi de orlarına burlarına sürüyolar; kendi gibilerle bi araya gelip, rakılı balıklı pahalı akşam sefalarında, hem acaip aşağılamalarla, kahkahalarla..

    Şimdi ben şuracıkta belki de bi dakkada halis kuzu barsaandan kokoreç modeli ızgara çevirme, tava filan edilcem, “neee?!.vayyy!. vay adi, tiyatrocu, artiz, sanat, manat, sanatçı manatçı, sanat satıcısı düşmanı vay!. vay, pis gerici seni!” filan olcam belki ama, olsun; yine de dedim!. Kokoreç edildiysem de dedim edilmediysem de, şu tahminen diyecek olduklarından, yani ki şunların nazarlarında beeen, ‘bi balta, sanattan munattan filan anlamaz bi ayı, bi odun, kalas sığır, kaba, ilkel vahşi hıyarın teki’ olduysam da dedim olmadıysam da, uyduysa da dedim uymadıysa da!.
    Zaten de bi de, dooru sööleyeni de dokuz köyden taşlayarak kovma gibi bi adetleri de taa atalarının şeyinden beri vardır, şu aristokrat, halka şeyinden bakan üstenci buyurgan hep üstte mahlukların varoluş tarihlerinde.. zaten de şu sevgili aristokrat baronlarımız, daha analarının örekesinden çıkmadan bi dakka önce, bi dakkada muasır medeniyetler seviyesine zıplatılmışlar ve son derece çaadaş çaadaş bi toplumun eline, el bebek gül bebekler gibi raat raat keyif, konfor şaşaa içerisinde doğmuşlardır..

    Şimdi şurda birileri çıkıp ciddi ciddi bi tenkitte bulunmak üzre, “senin derdin ne bilader?!.ne sövüp sayıyon şurda?!.biyerlerine bişeyler mi batırdı, şu çaadaş aristokrat dediin adamların ziiniyeti?!” diye sormasını çok isterdim; çünkü adamın gururunu böyle fena ‘yapıcı’, yapıcı bi tenkit şeklinde dizayn edilmiş bi soru cidden de fevkalade yapıcı bi soru olup, çok fena söyleyeceklerim olabilirdi kendilerine, karşılığında cevap olarak..
    Yani ki, sövmenin biraz değişik biraz acaip kaçan bi kültürün ürünü bi sanat olduğunu bilemeyebilecek olduklarından, şöyle, bu bi başka bakış açısı ve biraz farklı bi ifadeyle şunlar söylenebilirdi tarafımızdan;
    “bi kere, yeri geldiinde baklayı aazından çıkarması kesinkes yasaklanmış bi toplumun, aziz atamısın buyurduuu gibi, hayat damarlarından biri deil, nerdeyse tamamı kopmuş demektir.. çünkü mezara dek aazda kalıcak bi bakla acaip yüksek ateş yapar, adama durduk yerde havale geçirtir, tuaf parazitlerin üremesine yol açar, mide ve barsak rahatsızlıklarına, kanal iletim bozukluklarına, dışkı tıkanmalarına sebep olduğu gibi, kana bu yolla karışçak olan bazı zararlı enzimlerin karaciğere kadar gelip, o güzelim, eşsiz tasarlanmış o muhteşem laboratuarı da öyle bi fena bozup, öyle bi fena bozup ve öyle hart kurt, kart kurt kaşımalarla da giderilemeyecek, içerden içerden acaip manyak kaşınmalara sebep olur ki, o kadar olur yani!.
    eğer de “şurdaki bağlantı?!! ne alâka bilader?!” filan die sorulmuycak olursa, zaten de dilsiz bi toplum, hafızası alınmış, uydu bi toplumdur.. yani ki, aziz, yakın değil pek eski atalarımızın dedii gibi, “itleri salınmış, taşları bağlanmış” bi toplumda it yüzlü yalanlar, dişlerini küstahça sırtararak raatça gösterirlerken, ilk bakışta biraz taş kalpli, biraz acı gibi gelen ve fakat sonradan son derece lezzetli olduğu anlaşılcak olan gerçeği söyleme eyleminin sonucu, biras acıtçak, azcık da ucundan bi ufak da sorun çıkarcak olan gerçeğin, hangi imitasyon, hangi ünlü, aslında beni siz yarattınız deip de numaradan, aslında halka tepeden, aşşaa aşşaa bakan artiz, sanatçı, tiyatrocu bozuunun keyfini kaçırcak olduu, taksimin en kalabalık saatinde, en orta yerinde tek mal varlığını açıkça beyan eden deli şevkinin bile hiç de orasında burasında bi tarafında olan olucak olması gerekecek bi şey de değildir..

    şimdi sen nerden bilcen, bir maske takamayanının, buna da hiç ihtiyaç da duymayanının, adam gibi adam sanatçının bi elin iki parmaa kadar bile olmadığını, bu memlekette?!.
    o artiz, tiyatrocu magasin sanat sevicisi, satıcılarının aaızna kadar doldurdu dünyayı bildiini pek sanmıom..bilseydin, ööle dizi mizi, bu artizlerin sanat salatalıkçılarının tiatroçuların tamamının, sanki halkı çok seviyolarmışmış, halksız hayatta yapamazlarmışmış muabbetlerine o güsel yüreciini böle açmazstın, masumca!.

    Ne var, ne olmuş yani kıskandıysak, şu açık açık şurda övdüün şu kıldan yünden tüyden bazı bitakım tiyatroçuları, artizleri biras?!. Nolmuş, kıyamet mi koptu yani, dünya mı battı yerin dibine?!.
    Bak sözüm necata filan deil ha, bilesin!.necat delikanlıdır, emsalleri arasında..sivridir asçık..uçlarda dolaşır biras..uçlarda dolaşan da yalakalık yapmas kimseye..

    Bak bunar şam şeytanıdır, acaip maskelidir..ellerinden de, dilerlinden de çok çekmiştir bu millet..
    Eskiden para kazanamslardı..boas toklu çalışırlardı..
    Sahne tozu, seyirci alkışı onların gıdasıydı.. hâtta üstte para harcarlardı ceplerinden..evleri sıradan evlerdi..mahalleleri halkın içindeydi..halkla iç içeydiler..
    Evlerinden dekor taşırlardı sırtlarında, kan ter içinde..vapurda bi simit bi çay; tiyatroda peynir zeytin ekmek, domates, üsüm filan..
    eskiden ööleydi..ya şimdi?!.

    Nesa ya!. Attı gene şalter, şu tiyatrocu bozuklarını, artiz artıklarını, magasin atıklarını, insan müsvedde kırıklıklarını, o geceleri ışıl ışıl, gündüzleri kepaze, yelloz kart rüküş itici irrite saçaklı maydonoz, bol makyaj, bol nikelaj, bol neon, bol spot, bol projektör, bol objektif, bol kadraj, bol kamera, bol ekran, bol klip, bol bombardıman, bol yaldıs dünyanın, bugün trilyonlar kazanan şu kibir abidesi demirbaşlarını hatırlayınce!.

    Halkım cidden de saf benim, bea!. o uyduruk kaydırık kıytırık sanat satıcılarının, bi türlü sanat seçmesini, sanatçı ayırmasını bilmen, bi türlü öörenemeyen, iyisini kötüsünü, halkı sevnini düşmanını ayırt etmeden seven, sevmesini bir türlü öğrenip bilip, beceremeyen, hiç bi seçim ayrım yapmadan, pazardan hıyar maydonos artıı toplar gibi piyaadan, tiyatrodan, tv den, diziden, sinemadan filmden toplayan, henüz kendine ait bi beğeni usulü tarzı şekli prensibi, ilkesi, sınırı geliştirememiş, mottosu üretmemiş, önüne gelene kırklı gelinin testi kulpuna yapıştıı gibi, kontrolsüz heyecan, aşrı aşrı heves, sevindirik; yapışan, aşırı ii niyetli, aşırı saf, aşırı merhametli zavallı halkım benim!.

    sanatçı sandıklarının, piyasadan acaip şöhret ve uçuk rakamlı paralar, acaip konformist yaşamlar, özel adacıklı, fevkalade üst bi hayat biçimi toplayan şu sanatsevicilerinin, aslında pek kaarktersiz pek bi kıytırık oyuncularının ne şiddetli, ne cellali, ne vukuatlı olduklarını da, de ama, nası da usta eskiv, ayak oyunu, varyasyon, maske, muhteşem rol kabiliyetleri sayesinde, kedinin şeyini gizlediği gibi nası da muhteşem bi ustalıkla gizlediklerini..

    malum; sürekli göz önündeler, olmak da zorundalar..
    aile içi her tür şiddeti sapıklığı ensesti yalnızca alt kültür, lümpen, halk, dağdaki çoban, bidon kafa,i göbeini kaşıyan adam, lahana kılıklı halk vatandaş denilmek suretiyle sürekli aşağılanan alt kültür grup ve sınıflarına has bir şey iddiasını çokça dillendirişlerinin altında yatan gerçek, tuttukları projektör, mercek altına almışlıklarından değil, araştırmacı, sorumlu erdemli ahlaklı dürüst ve onurlu, kalemi hikâye de, bizzat kendi saltık olmayan vakf-ı sorostan, siondan gizli dolar maaşlı gazeteci, magazin gastecilikleri, kes kopyala yapıştırıcılıkları kolayca karalayıcı kalemcilikleri, karıştırıcılıkları, buldukları yerde, çıkarlarına en uygun yargısız infazcılıkları nedeniyledir..
    aşağılık satlık beynini hep sahibinden yana geliştirmiş, arka ayakalrı üstünde emir, kemik, parlak gelecek, şişkin ikramiye bekleyen, yaşam standardı kodlarını bizzat şu harici dostlarının oluşturdu, aydınlanma evresini şunlara endeksli tamamlayarak, on yüz bin basamak birden atlatıp, bi çırpıda muasır medeniyetler seviyesine çıkaran, kısa yoldan çağdaş düzeye eriştiren son derece modernist gübrelere, erişim değişim dönüşüm kimyasallarına artık pek de şiddetle ihtiyaç duymayan tipler, ahlak erdem sadakat adalet gibi duyguların şu alt kültür seviyesinde, yalnızca halka mahsus, bi tür vakit geçirme, bi nevi oyun oyalanma ve mastürbasyon aracı bir şey olduğunu iddia ederler..

    şu sanat satıcıları, artiz artıkları, magasin atıkları, sanatçı bozukları!.
    Onların, toplum gözünden düşmek, konfor ve lüksü, soysal vasat, ortalama standarda göre son derece aşırı, son derece bol, nerdeyse limitsiz hıza sahip masal gibi bir hayatı, rüya gibi imkânları yitirmek korkusuyla şiddetin kralını kraliçesini sineye çekişleri, bağırlarına basışlarından kimse söz etmez şurlarda..bi de tırsarlar çamurluklarından, balçıklıklarından..çünkü bütün medya, kurumlar, rejimin hazır, resmi yahut gayr-resmi zinde güçleri, görünmeyen undergraound, derin güçleri elerli altında emirlerine amadedir..

    Çoğunun hiç mi hiç belli etmediği, karmaşık, komedik, trajik, bunaltan bayan, boğan, tahammülü zor, iğrenç, mide bulandırıcı, aşağılık, kusturan ama hep aristokrat, hep üstte hep buyurgan hep kibir bi hayat tarzı vardır..
    Zaten de bi aristokratın, keyif kahvesini içerken görmeye aslâ katlanamayacağı şeylerin başında halk, halktan biri, sıradan, kendi halinde bi vatandaş gelir..
    Yüzlerine kalabalık içinde yüzlerine gülümserler, sırıtırken de dişleri arasından da fena da söverek..
    Halk, onlara göre, başında da sonunda da, yerde ayakaltlarında gezinen karıncalardan farklı bi yaşama, statüye sahip olmayan, adını bizzat, şöyle, “yığın, mahluk, varoş, bk(bidon kafa), gka(göbeini kaşıyan adam), dç(dağdaki çoban)” şeklinde, kendilerinin koymuş olduğu, buna rağmen yine de ve ama da bilmeyerek, her birini başı üstünde, kalbinde, sırtında, zaten dar mı dar kesesinin içinde taşır şu halk..
    Aristokratların halk dedikleri şu insanlar olmadan da aslında hayatta da yapamazlar..
    Nası yapsınlar ki; halk olmasa nası bulabilirler ki kendilerine; hem eğlenceleri, hem geçimleri, hem zevklerini alıp sefa ve keyflerini dürücü, böyle mükemmel uyumlu, mükemmel sonuç aldırtan, mükemmel kullanılan, mükemmel kandırılan, mükemmel uyumlu bi malzemeyi?! Nasıl bulurlar, her fırsatta kolayca aşağılayabilecekleri, yine de hep ii niyetiyle hareket edip, kötülük düşünmeyen, daa doorusu düşünemeyen, basit, sıradan, karmaşık yaşantılı die nitelemeye bayıldıkları, her şeyden mühimi, üzerinden fevkalade geçindikleri mümbit geniş alanı, araziyi?

    Halk olmasa eğer, başka türlü ne bi mükellef çekiştirme, ne alabildiine dedikodu, ne aleyhlerinde bol atıp tutmalı bol söylemeli bi ‘söyleşi’ sofralarına böyle kullanışlı bi malzeme bulup kurabilirler..
    Şunların yegâne vazgeçilmez, en leziz baş mezesidir şu gariban halk..

    bu yüzden;
    erkeğim ama gelmiyom!.gelmiycem de!.zaten de tarii geçmiş!.çok sürmez, kadına şiddet, middet, eylem meylem; unutur bu kıllar, tüyler yünler, yellozlar!.
    ha bide..
    bunları test etmenin bi tek yolu var ve siirli bi değnek de gibidir mübarek; magasin basınını çekin, bakın bakalım tek kişi kalıyo mu meydanda?!

    ben mi?!
    ben gene seneye, bi başıma, sessiz sedasız bi eylem daa yapıcam; tabi ölmez sağ kalırsam!.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir