Töngel Zamanı

http://img855.imageshack.us/img855/624/img1357p.jpg
Bizde,Karadeniz de töngel denir.Bazı yerlerde muşmula…
Olmamışı oldukca buruk,acı ve ekşi bir tat verirken,biraz daha olgunlaşmışının içi daha tatlı ve yumuşaktır.
Okuduğumdan biliyorum, bi B vitamini deposu olan töngel,alternatif tıpda bağırsak tedavisinde kullanılmıştır.Özellikle de ishali kesmesi,bağırsak iltihaplarına iyi gelmesi,dizanteri ve kolit tedavisine yardımcı olması açısından halk arasında kullanılmıştır.
Ağacı dikenli ve yabani görünümlü,bodur olan töngel meyvesini kışın verir.Ayrıca sinirleri düzenleyen,rahatlatıcı bir özelliği varmış ki akşam yedik 5-10 tane tavsiye edilir 😉

389 views

12 thoughts on “Töngel Zamanı

  1. 22 Kasım 2011 at 19:12

    hiç görmedim duymadım 😀

    1. 22 Kasım 2011 at 20:24

      Allah bilir yemedin de

  2. 22 Kasım 2011 at 23:22

    sanırım yemedim 😀
    napcaz:P
    babacık bana töngel al gel desem oda o ne dicek 😀
    nerden duyuyorsun böyle şeyleri diicek 😀

    1. 23 Kasım 2011 at 00:16

      Ama babacık içinde A B C D E F G X Y Z vitaminleri varmış öle deme dersin 😀
      manavlara bi sorsan :S olmadı yollıyım kız ben sana nolcağımı var.

  3. 23 Kasım 2011 at 01:20

    ben bir araştırayım 😀 olmadı aloo arzu abla hattına bağlanırız 😀

    1. 24 Kasım 2011 at 19:14

      noldu töngel işi :)

  4. 25 Kasım 2011 at 01:50

    Dur daa :)
    Önce bir dışarı çıkmam lazm :)

    1. 25 Kasım 2011 at 12:35

      Ayyh bi bitse şu vizeler :)

  5. Ömer Faruk
    29 Kasım 2011 at 16:37

    ey gidi çocukluğumun çikolataya eşdeğer meyvesi..kışın rahmeti babamız eve getirdiğinde, kardeşler olmuşunu yemek için kıyasıya mücadele ederdik
    :)
    şimdi bize de muşmula diyorlar, demek ki tam olmuşuz..tadımız damaklarda , farkedilsek te yensek
    😉

    1. 30 Kasım 2011 at 10:11

      Yaşasın yaaaa 😀 bi bilen çıktı..bi yiyen çıktı şu muşmulayı :)

  6. 10 Aralık 2011 at 12:58

    “yaşasın yaaa! bi bilen çıktı şu muşmulayı!”..
    tanrım!.şurdaki sevince bak?!!!. sevinç nerdeyse tavan yapmış şurda; birinin çıkıp da bilişi yüzünden; “döngel”i yahut “töngel”, yahut “beşbıyık”ı!.ohooo!.sevinç şurdaki şekilde görüldüü gibi, öyle seksen yılda bi bööle bayram yapıcaksa sevincinden, çok işimiz var demektir..
    bu sevinç aslında bi sevinç gibi görünse de, şurda şu sevinç sahibi yazarca da ii bilinen, büyük bi acıya işaret etmekte olan, acaip ironik bişedir aslında. Yazar burda, şaşkınlığından sevincinden büyük heyecan sergilemekte ve bu sevincin tesiriyle şööle şeyler söylemekte…lakin ve de aynı zamanda -bilmiyoz!.günahını da almayalım şurda ama- bilerek yahut bilmeyerek acaip bi ironiyle bi gerçeği de vurgulamak istemiş, ki bu bizim kuvvetli kanaatimizdir de; olabilir de..
    gelelim bize; konuyla ilgili uzuun, gereksiz, sıkıcı kanaatlerimize..
    Bu acaip ironik durumdan çıkarabildiğimiz son derece mühim noktalar sırasıyla;
    -dede ile torun arasındaki bağın zevkle koparılışının yıldönümü, şu acı ‘kutlama’larının yılda bi kez değil, istisnasız hemen her gün yapılması gerektiği,
    -dilimizin, bu işten çıkarı olan, ‘ekmek’ yiyenlerce bilinçli olarak uğratıldığı erozyon ve de artık, günde nerdeyse 20-25 kelimenin altına inmiş, yalnızca beylik, tek en fazla iki üç heceli kelimeyle ve en fazla da üç beş kelimeden mürekkep sözlerle kuşa çevrilmiş günlük gündelik konuşma dilimizin düşürüldüğü şu zavallı hâllerin müsebbiplerinin yüzüne şiddetle tükürme etkinliklerinin, şu acı kutlama programlarına ayrı bir bölüm olarak dâhil edilmesi,
    -sonuçta kelimeler canlı organizmalar gibidirler.. doğar yaşar, yaşadıkları sürece var olur, dillerimizde, aramızda rahatça dolaşır ve kullanılmamak ve unutulmak suretiyle ecelleri geldiğinde, dilimizden doğal bişekilde düşüp, kendiliğinden ölürler ve böylece de, tarihin derinliklerindeki yerlerini, ta ki yeniden ihtiyaç duyulup elzem oldukça da alınıp anılmak üzere, yerlerini aldıklarından, bunun şu acı kutlamaların kapanış seremonisinde ısrarla ve mutlaka hatırlatılmasının son derece hayati bişey olduğunun vurgulanmasının bi vatandaşlık ve kulluk görevi olduğu gerçeği dillendirilmekle birlikte;
    henüz eceliyle ölmemiş bi kelimeyi yok etmek, etmeye çalışmak, bi masum canlıyı zevkle, diri diri toprağa gömmekle aynı şeydir ki, bu da kelimenin tam anlamıyla, ciddi canilik ve dili kanlı katillik olacağı için, bu tür etkinliklerinin kitlelere var olan bu tehlikeyi hatırlatıp uyarmak için büyük fırsat bilinip, konu üzerinde çokça durulması gerektiği,
    -ve eğer ki de, şu cümlede, durumun düzelme ihtimali yok denecek kadar az olduğundan, içinde yaklaşık bi yüz iki yüz üç yüz seneden önce çok zor ve de nah düzelebileceğine dair bir işaret taşıdığından, şimdilik şu, yukardaki ikisiyle idare edilmesi gerektiği hususunun özellikle hatırlatılmasının kaçınılmaz olduğu, olacağı, oluşu kapanış bildirgesinde mutlaka konulmalıdır..

    Sonuç olarak ve ezcümle ve en kısa yoldan, kestirmenin de kestirmesinden;
    Diller, Allahın lisanıdır.. her biri cennet halkının dilidir.. ve bütün diller kutsaldır..
    Ve bizler hangi dille konuşuyosak; dillerimiz mühimdir..
    Kim dediyse artık; “dilimiz ağzımızda anne sütümüz gibidir”..
    Bu nedenlerle, dilimiz ısrarla, içtenlikle, gayretle incelenmeli, araştırılmalı ve mutlaka da öğrenilmelidir..çünkü, bi bağımsız, sağlam dinamikleri olan tutarlı bir topluluğu, bir yıldız medeniyeti hastalandırıp istila edip sonra bütün değerlerinin ırzına geçmenin yegâne yolu, önce dile taarruz ve tecavüzden geçer ve sonra her şey istilacıların olur..dil bozulduğunda, tarih, mâzî, atî, aile, il, töre, dirlik düzenin bozulması kaçınılmazdır..
    Napolyon dingili bu konuda iyi laf eder; ilgili ve meraklısına tabii ki! ben anlamadım ama, olsun; bulunsun şurda!.fazla söz de zaten de göz çıkarmaz da, lakin “çok para haramsız, çok söz de yalansız olmaz!” gibi, atalarımızın şu mühim kavli mucibince de yalanı çok olur içinde..
    işte o müstedrek, Napolyon sözü:
    “kelimelerin girdiği yerde silah patlatmaya lüzum yoktur!”

    1. 11 Aralık 2011 at 18:22

      nezir bey o zaman, tam isabet vuruldu/k desenize :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir